Salı, 23 Cumade’l Ûlâ 1448 | 2026/11/03
Saat: (Medine Saati İle)
Menu
ana menü
ana menü

El-Vakiye TV: Doğu'nun Servetlerini Silip Süpürdüler, Sonra da Çıkıp "Suçlu Müslümanlar!" Dediler

  • Kategori El Vakiye TV
  •   |  
El-Vakiye TV:
Doğu'nun Servetlerini Silip Süpürdüler, Sonra da Çıkıp "Suçlu Müslümanlar!" Dediler

Mübarek Toprak (Filistin) Hizb-ut Tahrir Üyesi Şeyh Yusuf Muhareze’nin (Ebu Humam) Cuma Hutbesinden Bir Kesit

Yapım: El Vakiye TV Medya Prodüksiyonu
H. 17 Cumade'l Ûla 1448 - M. 28 Ekim 2026

Devamını oku...

Türkiye-Libya Deniz Anlaşması: Sınırların Belirlenmesinden Güç Dengelerinin Yeniden Şekillenmesine

  • Kategori Makaleler
  •   |  

Türkiye-Libya Deniz Anlaşması: Sınırların Belirlenmesinden Güç Dengelerinin Yeniden Şekillenmesine

Türkiye İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın'ın Libya'ya gerçekleştirdiği ardı ardına ziyaretler ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Trablus ile Bingazi arasındaki mekik dokumaları, savaşın bitkin düşürdüğü bir ülkedeki sıradan diplomatik hareketlilikten ibaret değildir. Zira 2019 yılında Trablus hükümetinin düşmesini engellemek için askeri müdahalede bulunan Türkiye, bugün doğu Libya'ya kadar uzanan ve siyaset, güvenlik, enerji ve yatırımı bir araya getiren bir ilişkiler ağı inşa etmeye çalışmaktadır. Bu dönüşüm, Türkiye'nin sadece Libya'daki uzlaşmanın bir tarafı olmak istemediğine, aksine kurallarının şekillendirilmesinde temel bir ortak olmak istediğine işaret etmektedir.

Kalın'ın Ağustos 2025'te Bingazi'ye yaptığı ziyaret ve Halife Hafter ile oğulları Saddam ve Belkasım'la yaptığı görüşmeleri, ilişkilerin yeni bir aşamaya geçtiğini ortaya koymaktadır. Ardından Haziran 2026'da Saddam Hafter ile yeniden bir araya gelmesi, Türkiye'nin ülkenin hem doğusundaki hem de batısındaki siyasi ve askeri kurumlarla eş zamanlı olarak başlattığı diplomatik açılımla paralel bir şekilde gerçekleşmiştir. Bu sürecin enerji ve askeri iş birliği dosyalarındaki yakınlaşmayla ve Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin, Ekim 2026'da Serrac hükümetiyle 2019 yılında Türkiye ile imzaladığı deniz anlaşmasını onaylamasıyla aynı zamana denk gelmesi bir tesadüf değildi ve bu anlaşmayı reddeden Avrupa’nın tutumlarına açık bir meydan okumaydı. (Reuters, 20 Ekim 2026).

Birincisi: Deniz Konumu... Libya'dan Doğu Akdeniz'e

Libya; Akdeniz'in güney kıyısında, Yunanistan ve İtalya'nın karşısında, Kuzey Afrika'yı Avrupa'ya bağlayan ticaret ve enerji yollarının hemen yanı başında son derece önemli bir konuma sahiptir. İşte bu noktada Türkiye-Libya deniz anlaşması önem kazanmaktadır; zira bu anlaşma, Türkiye ile Libya kıyılarını birbirine bağlayan ve Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır’ın kurduğu düzenlemeler karşısında Ankara’nın konumunu güçlendiren Türkiye’nin deniz alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin yaklaşımını pekiştirmeyi amaçlamaktadır.

Mesele sadece harita üzerindeki çizgilerle ilgili değildir; aksine bunun doğurabileceği petrol ve gaz arama haklarıyla, denizdeki nüfuz alanlarıyla ve Avrupa'ya enerji sevkiyatı projelerini etkileme kapasitesiyle de ilgilidir. Bu nedenle Türkiye'nin Doğu Libya'nın anlaşmaya onay vermesini kazanma çabası, anlaşmayı zaten imzalamış olan Trablus hükümetinin ötesine geçen stratejik bir kazanımı pekiştirme çerçevesinde yer almaktadır. (Doğu Araştırmaları Merkezi, Aralık 2025).

İkinci olarak: Enerji ve ekonomi... Siyasi nüfuzun kalıcı çıkarlara dönüştürülmesi

Tek başına askerî güç uzun vadeli nüfuzu garanti edemez; bu nedenle Türkiye güvenlik varlığını Libya devletinin geleceğinden ayrılması zor olan ekonomik çıkarlarla ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Şubat 2026’da Türk Petrol Şirketi, İspanyol Repsol ve Macar MOL ile ortaklık içinde, Bingazi'nin kuzeybatısında bulunan ve on bin kilometrekareden fazla bir alanı kapsayan Libya deniz bölgesinde arama haklarını kazanmıştır. Haziran 2026'da ise konsorsiyum-katılım ortakları arasında, arama aşamasına geçilmesi amacıyla bir üretim paylaşım anlaşması imzalanmıştır.

Enerjinin yanı sıra Türk şirketleri, inşaat, havalimanları, yollar, hastaneler ve konut alanlarında da geniş bir deneyime sahip olup, ekonomik varlığı uzun süre ülkenin batısıyla bağlantılı olmasının ardından yeniden imar sözleşmelerini geri kazanmayı ve Doğu Libya'da genişlemeyi arzulamaktadır. Hafter ailesi ve doğudaki kurumlarla yakınlaşma, Türk şirketlerine yeni fırsatlar sunarken, Libya makamları ise şehirleri ve altyapıyı yeniden inşa etmek için finansmana, uzmanlığa ve müteahhitlere ihtiyaç duymaktadır.

Böylece ekonomik çıkarların güç kartlarıyla pekiştiği ve güvenlik ortaklıkların mali değerlerini aşan stratejik kazanımlara dönüştüğü karşılıklı bir döngü içinde, güvenlik nüfuzu ekonomik çıkarların kapısına dönüşmekte ve yatırımlar siyasi nüfuzu pekiştirme araçları haline gelmektedir.

Üçüncüsü: Güvenlik ve savunma... Askeri üslerden Libya'daki dengelerinin yeniden şekillendirilmesine

Güvenlik, Türk stratejisinin en hassas halkasını oluşturmaktadır. Nitekim Ankara; Trablus hükümetiyle yaptığı mutabakatlar uyarınca, en öne çıkanları Vatiyye Hava Üssü ve Misrata hava ve deniz tesislerinin yanı sıra eğitim merkezleri olmak üzere Libya'daki önemli noktalarda askeri ve eğitim amaçlı bir varlık tesis etmiştir. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi, Aralık 2025’te Libya’da asker konuşlandırma yetkisinin süresini iki yıl daha uzatarak 2028’e kadar uzatmıştır. Hatta Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Nisan 2026'da eğitim, danışmanlık ve teknik destek programlarının devam ettiğini duyurmuş ve 23 binden fazla Libyalı askerin Türkiye ve Libya'da eğitim aldığını söylemişti.

Ancak en önemli dönüşüm, Türk varlığının batıda devam etmesinde değil, doğuda Hafter güçleriyle iş birliği kanallarının açılmasında yatmaktadır. Zira Kalın tarafından Bingazi şehrine Ağustos 2025 yılında gerçekleştirilen ziyarete, bir Türk savaş gemisinin ziyareti ve ortak deniz tatbikatlarının gerçekleştirilmesi eşlik etmiş, ardından askeri ve güvenlik görüşmeleri devam etmiştir. Temmuz 2026'daki raporlar; Ankara ile Doğu Libya arasında orada yeni Türk üsleri kurulmasına yönelik nihai bir anlaşma ilan edilmemiş olsa da, askeri tesislerin ve gözetleme sistemlerinin geliştirilmesi ile doğudan subayların eğitilmesinin görüşüldüğüne işaret etmektedir. (El Cezire, 20 Temmuz 2026).

Bununla birlikte askeri iş birliği, eğitim ve savunma danışmanlığı alanlarının genişletilmesi, Ankara'ya, adı Libya çatışmasının önceki aşamalarında hizmetlerinden yararlanıldığına dair raporlarla ilişkilendirilen Türk savunma danışmanlık şirketi SADAT gibi özel şirketlerin yardımına başvurmak zorunda kalmadan Libya'daki güvenlik kurumlarını ve güç dengelerini yeniden şekillendirmede etkili araçlar sunmaktadır. Doğu ve Batı ile yakınlaşma devam ederse, Türkiye kendisini her iki tarafla iletişim kurabilecek ve ordunun birleştirilmesine ilişkin düzenlemeleri etkileyebilecek bir konumda bulabilir.

Dördüncüsü: Bölgesel nüfuz... Türkiye, Avrupa, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz arasında

Libya, Türkiye'ye, Kuzey Afrika'da stratejik bir derinlik ve sınırlarının ötesindeki dosyalarda etki kurabileceği bir platform sunmaktadır. Bir yandan Ankara, deniz konumunu ve Libya ile ilişkilerini enerji, denizcilik ve göç konusundaki Avrupa ile müzakerelerde kullanabilir. Diğer yandan da askeri ve ekonomik varlığı; Libya dosyasında rolü gerileyen Mısır ile iç içe geçmiş rekabet ve iş birliğinin devam etmesiyle birlikte, Rus ve Avrupa nüfuzuyla rekabet edebilme imkânı tanımaktadır.

Ayrıca Türkiye bir NATO üyesidir ancak bağımsız hareket etmesine geniş bir manevra alanı tanıyan bir dış politika izlemektedir. Zira Türkiye, ABD ile en önemli dosyalarda iş birliği yapmakta, bazı sahalarda Rusya ile rekabet etmekte ve başka alanlarda da onunla müzakere etmektedir. Bundan dolayı Libya, sadece Türkiye ile Avrupa arasındaki bir çatışma alanı değil, çok sayıda güçlerinin çıkarlarının kesiştiği bir alan haline gelmiştir.

Tunus ve Cezayir'e gelince; onlar açısından zorluk, Libya'daki dönüşümlerin etkin bir Mağrip katılımı olmaksızın dışarıdan şekillendirilen güvenlik ve ekonomik düzenlemelere dönüşmemesidir. Özellikle Tunus açısından; Libya'nın istikrarı, sınır güvenliği, ticaret, insanların hareketliliği ve Orta Akdeniz'deki güç dengeleri, onun çıkarlarını doğrudan etkileyen meselelerdir. Ancak bu dönüşümlerin derinliğini anlamak, siyaseti belirlemek, egemenliği korumak ve ümmetin coğrafi konumuna ve stratejik derinliğine yatırım yapmak için İslami düşünceyi yeniden gündeme getirmeyi gerektirmektedir.

Libya'nın birleşmesi mi, yoksa ümmetin birleşmesi mi?

Görünen o ki mevcut haliyle Türkiye; doğal kucağına (İslami havzasına) dönmeksizin, siyasi ve ekonomik çıkarlarına hizmet etmesi adına Osmanlı mirasını ve laiklik kılıfını istismar etmekte ısrarcı olmaktadır. Libya'yı birleştirme sloganının arkasına gizlenen Türkiye'nin hamleleri, uzun vadeli nüfuzunu pekiştirmeye yönelik kapsamlı bir stratejiyi ortaya koymaktadır; bu stratejide, Ankara'nın bölgesel çıkarlarını gerçekleştirmek için deniz konumunu, enerjiyi, ekonomik yatırımları ve askeri varlığını kullanmaktadır.

Ancak İslami Mağrip ülkelerinin önündeki en derin meydan okuma sadece dış güçlerle rekabet etmek değildir; aksine ümmetin enerjilerini seferber eden, kaynaklarını birleştiren ve stratejik derinliğini İslam ümmetinin akidesinden kaynaklanan bir nizam inşa etmek için kullanan kapsayıcı İslami hadarat projesi aracılığıyla onların dengelerinin bağımlı olmaktan kurtulup inisiyatifi eline alan bir konuma geçmesidir. Dolayısıyla Mağrib coğrafyası, yabancı çıkarların kesiştiği bir arena olarak kalmak yerine, bağımsız iradeyi yeniden kazanmanın ve geleceği inşa etmenin bir üssü haline gelebilir. İşte burada Kuzey Afrika ülkeleri, Doğu ve Batı güçlerinin göz diktiği bir hedef olmaz, aksine Türkiye ile tarih, medeniyet ve İslam bağlarını ortak bir mirastan, Allah Subhanehu’nun vaadi ve Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Nübüvvet Minhacı üzere Raşidi Hilafet müjdesinin gerçekleştiği etkin bir kalkınma projesine dönüştürmek için bir fırsat olur. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir.” [Rum 4-5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Müh. Visam Atraş

Devamını oku...

Amerika'nın Sömürgeci Politikasını Uygulayan Üç Aşağılık Aracı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Amerika'nın Sömürgeci Politikasını Uygulayan Üç Aşağılık Aracı

Haber:

Mekke Anlaşması ülkelerinden yetkililer, Tahran'da İranlı yetkililerle bir araya geliyorlar. (Reuters, 26 Ekim 2026).

Yorum:

Bakın işte siyasi yanıltma döngüsü yineleniyor ve Müslüman ülkelerdeki bağımlı rejimler karşımıza çıkıp "gerilimi düşürme" ve bölgesel yakınlaşma telinden çalıyorlar ve komplo başkentlerini, sadece gafillerin bilincini zedeleyen içi boş söylemler için platformlar olarak kullanıyorlar. Riyad ile Tahran arasında devam eden görüşmeler ve konuşmalar, Amerikan istihbaratının metnini yazıp sahneye koyduğu ve tek amacı bölgesel araçlarının kartlarını yeniden düzenleyerek kindar Amerika'nın çıkarlarını ve gaspçı Yahudi varlığının güvenliğini sağlamak olan bir tiyatronun yeni bölümlerinden başka bir şey değildir.

Bu rejimler uzun yıllar boyunca, Yemen, Suriye ve Irak'ta mezhepsel ve ırkçı çatışmalar bahanesiyle masum kanların döküldüğü ve yaş kuru ne varsa silip süpüren yapay çatışmalar sayesinde ayakta kalmışlardır; ancak zamanla bu savaşların, Amerika’nın ümmetin imkanlarını, servetlerini ve özellikle Amerika olmak üzere Batı’nın çıkarlarına hizmet etmek için ucuza tüketilen petrolünü güvence altına almak için uyguladığı tahrik ve şantaj araçlarından başka bir şey olmadığı ortaya çıkmıştır.

Ey Haremeyn beldesi ve her yerdeki Müslümanlar: Tahran, Riyad ve diğer Müslüman ülkelerin yöneticileri, sömürgecinin kazanımlarının bekçileri olup onların rahatlık zamanlarında öne çıkardıkları gerilimi azaltma ve iyi komşuluk sloganları ise ümmetin bilincini uyuşturmak ve onun parçalanmasını pekiştirmek içindir.

İslam ümmeti, Rabbi bir, dini bir ve peygamberi bir olan tek bir ümmettir; dolayısıyla ümmetin birliğini sağlayacak, kanını koruyacak ve kutsallarını özgürleştirecek olan Tahran görüşmeleri ve Riyad konferansları değildir; bilakis küfür ve zulmün köklerini söküp atmak ve Allahu Teala’nın yardım ve iktidar vaadinin gerçekleşmesi için ümmetin enerjilerini ve ordularını birleştirecek olan Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafettir. وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنْصُرُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ “O gün Allah’ın zafer vermesiyle müminler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.” [Rum 4-5]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Abud El-Fakih – Yemen

Devamını oku...

Serap Yanılsaması ile Gizli Amaçların Gündemleri Arasında Onlarca Yıllık Müzakere

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum

Serap Yanılsaması ile Gizli Amaçların Gündemleri Arasında Onlarca Yıllık Müzakere

Haber:

Filistin Yönetimi Başkanı, Yahudi varlığının yeni hükümetinin kurulmasının ardından ciddi siyasi diyaloğun yeniden başlamasını umduğunu ifade etti.

Yorum:

İşgal liderleri tehciri açıkça dile getiriyorlar; peki bundan sonra nasıl bir diyalog beklenebilir ki?! Otuz beş yıl açık müzakereler ve bunun öncesinde de yıllarca süren gizli görüşmeler; peki işgal size ne verdi? Peki öldürmede aşırıya kaçan sağ ile işgalin yüzünü güzelleştiren sol arasında bir gün olsun onun yaklaşımı değişti mi?! Hatta size, Gazze'den çekilmeyi, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemesini engellemeyi ve Batı Şeria'da yıkılmış binlerce evi yeniden inşa etmeyi bile vaat etmedi; o halde ne üzerine bahis oynuyorsunuz ve hangi seraba bel bağlıyorsunuz?!

Allahu Teala’nın şu kavlini hiç okumadınız mı: أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْداً نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ “Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı?” [Bakara 100] Ve Allahu Teala’nın şu kavlini: أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ الْمُلْكِ فَإِذاً لَّا يُؤْتُونَ النَّاسَ نَقِيراً “Yoksa onların, mülkten (yeryüzü saltanatından) bir hissesi mi var? Öyle olsa, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.” [Nisa 53] Yoksa yalnızca efendilerinizin size dikte ettiklerini mi okuyorsunuz?

Yoksa kendi topraklarına girmenize bile izin vermeyen Amerikalı bir sorumluya mı umut bağlıyorsunuz?!

Yoksa müzakerelerin en üst gayesi, maaşlarda ve ufak tefek ödemelerdeki son nefes devam etsin diye iradeyi kendisine bağladığınız ve kendisi için kararı rehin verdiğiniz takas fonlarının kırıntıları mıdır?

Bir otorite olarak rolünüz, işgale meşruiyet kazandıran bir kılıf olmaktı ve buna da özgürleşmek için çabalayan herkesi takip eden (kutsal!) güvenlik koordinasyonu eşlik etmiştir. Mütenebbî'nin şu sözü sizin için tam yerindedir:

Kişi (kendini) alçaltırsa, alçaklık/zillet ona kolay gelir *** Ölüye yara açmak (yaralamak) acı vermez

Ümmet, mübarek Filistin meselesinin, yöneticileri ve rejimleri devirinceye kadar olayların şiddetiyle kasıp kavrulmaya devem edeceğini idrak etmelidir; kurtuluş ve değişimin önündeki asıl engel bu rejimlerdir; zira bu rejimler, işgalin temel dayanağı oldukları gibi İslam'ın hükmünün ve ümmetin birliğinin önündeki aşılmaz bir settir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Dr. Abdullah Muhammed

Devamını oku...

Haberlere Bakış

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haberlere Bakış

01/11/2026

* 4 Kasım 2026'da, Rusya'da "Ben senin bir parçanım, Rusya" kampanyası başlayacak ve Ulusal Birlik Günü ile aynı zamana denk gelmektedir. Tataristan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı'nın bildirdiğine göre, bu proje, bölümler arası kültürel ve eğitim projesi "Okul Çocukları İçin Kültür" kapsamında düzenlenmekte olup, öğrencilere tatilin tarihini anlatmak ve Rusya'nın temel gücünün halklarının, benzersiz kültür ve geleneklerinin birliğinde olduğunu göstermek amacıyla tasarlanmıştır. (www.tatar-inform.ru, 31 Ekim 2026).

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Rusya bu tür projeleri, Müslüman azınlıkları, özellikle de Kafkasya ve Tataristan gibi bölgeleri Rus kimliğiyle bütünleştirmek, asimilasyonu sağlamak ya da “ılımlı vatandaş" profili oluşturmak amacıyla düzenlemektedir. Böylece kafir Rusya, Müslümanların İslami kimliklerini (akidelerini) feda ederek laik ve milliyetçi Rus kimliği potasında eritmek istemektedir. Bunun en büyük kanıtlarından biri ise; kafir Rusya’nın, bir yandan Müslümanları sistemin bir parçası olarak göstermeye çalışırken, diğer yandan ise özellikle Hizb-ut Tahrir olmak üzere İslami hareketlere, tesettüre, İslami kitaplara ve dindar Müslümanlara yönelik ağır baskılar uygulamasıdır.

Ateist bir akideye sahip olan Rusya’nın, bu şekilde hareket etmesi ve İslam’a ve Müslümanlara savaş açması doğal bir durumdur. Ancak doğal olmayan; Müslümanları temsil eden Tataristan yöneticilerinin, kafir Rusya’nın bu İslam karşıtı projelerine destek vermesidir. Zira Tataristan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı'nın, bu projeyi, kültürel ve eğitim projesi "Okul Çocukları İçin Kültür" kapsamında değerlendirmesi,İslam’a ve hükümlerine yönelik bir ihanet olup sömürgeci kafir Rusya’ya hizmet etmekten başka bir şey değildir.Böylece Tataristan başındaki hain yöneticiler,Rusya Federasyonu gibi laik ve kapitalist bir küresel gücün siyasi ve kültürel hegemonyasını kabul ederek Müslümanları, Rusya’nın belirlediği sınırlar içinde "uysal ve sadık" Müslümanlara dönüştürmek istemektedirler.

Ey Tataristan Müslümanları: Başınızdaki yöneticiler, kafir Rusya’nın projelerine hizmet ederek İslam’ı ve hükümlerini sırtlarının arkasına atmaktadırlar. Oysa Rabbimiz Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِيناً فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.” [Al-i İmran 85] Ayetin de belirttiği gibi yöneticileriniz İslam’dan başka bir din arayarak, hatta aramakla da kalmayıp İslam dışı projelere hizmet ederek ahirette hüsrana uğrayan kimselerin yolundan yürümektedir. Bu yüzden kafir Rusya’nın projelerine hizmet eden başınızdaki yöneticilere itaat etmeyin; hatta bu yöneticileri devirerek, ahirette hüsrana uğrayanlardan değil, hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa erenlerden olun. Şüphesiz güzel akıbet muttakilerindir.

* Rusya Tataristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov, yapay zekanın sistematik geliştirilmesi için cumhuriyetin 5 milyar ruble tahsis ettiğini doğruladı; üç BT parkında 1.000'den fazla yerleşik şirketin bulunduğunu ve Innopolis Özel Ekonomik Bölgesi'nde 343 yüksek teknoloji şirketinin faaliyet gösterdiğini belirtti.

Bu, Kazan Dijital Haftası 2026 forumunun genel oturumunda gerçekleşti. Toplantıda yerel dijital platformların geliştirilmesi, dijital kalkınma öncelikleri ve yapay zeka ile siber tehditler dahil olmak üzere ortaya çıkan zorluklar ele alındı. Katılımcılar, dijital teknolojilerdeki gelişmelerle paralel olarak güvenlik sistemlerinin geliştirilmesinin önemini vurguladı. (una-oic.org, 30 Ekim 2026).

Aslında yapay zeka, insan beyninin geliştirdiği tarafsız bir araç olup onu, İslami şer’î hükümlere hizmet etme ve Batılı kapitalist sistemleri eleştirme çerçevesinde kullanıldığında verimli bir araç olarak da değerlendirmek mümkündür.

Ancak ne yazık ki yapay zeka da dahil olmak üzere büyük teknolojik imkanlar, mevcut durumda insanları metalaştıran kapitalist sistemin ve onun şirketlerinin tekellerin olup onların gündemlerine hizmet etmektedirler. Zira kafir Batılı rejimler yapay zekayı şu şekilde kullanmaktadırlar:

- Yapay zeka; ABD-Çin rekabeti gibi küresel güç mücadelesinde bir "silah" veya "güç çarpanı" olarak kullanılmaktadır.

- Batılı güçler yapay zekayı, askeri stratejiler, gözetim ve toplumsal kontrol aracı olarak kullanmaktadırlar.

- Ayrıca Batılı güçler, insanları dijital parmak izleriyle öngörülebilir kılmak, düşünceyi yönlendirmek ve mahremiyeti ihlal etmenin yanı sıra ilahi vahyin belirlediği helal-haram ölçülerine alternatif yeni kriterler dayatmak için yapay zeka algoritmalarını kullanmaktadırlar.

Sömürgeci Batılı güçlerin yapay zekayı kullanım alanlarına bakıldığında; Tataristan Cumhurbaşkanı Rüstem Minnihanov’ın, yapay zekanın sistematik geliştirilmesi için 5 milyar ruble tahsis etmesinin, sömürgeci kafirlerin projelerine hizmet etmek için olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kafir Rusya’nın değerlerini, İslam’ın değerlerinin önünde tutan bir rejimden başka bir şey beklemek de abesle iştigaldir.

Son olarak Tataristan Müslümanlarına şunu hatırlatmak isteriz; Allah’ın izniyle Raşidi Hilafet kurulduğunda, en ileri teknolojiyi geliştirmek için devasa kaynaklarını kullanacaktır. Böylece bu teknolojileri, tüm insanlık İslam’ın hidayetine tanık olsun diye İslam risaletini tüm dünyaya taşımak için bir araç olarak kullanacaktır. Bu yüzden Hilafetin gölgesindeki güçlü bir liderlik, sadece siyasi bir gereklilik değil, bilakis aynı zamanda Müslüman toplumu için şerî bir vaciptir.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Ramazan Ebu Furkan

Devamını oku...

Ürdün Rejimi Giderek Daha da Ahlaksızlaşıyor

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Ürdün Rejimi Giderek Daha da Ahlaksızlaşıyor

Haber:

Al Mamlaka kanalının Ürdün İçişleri Bakanı Mazen el Faraye ile 28/10/2026 tarihinde Kerak şehrindeki kilise olayı hakkında yaptığı basın röportajında bakan, nasıl sosyal medyada Kerak kilisesinde hayatını kaybedenler için rahmet dilemenin haram olduğunu söyleyen insanların olabildiğinden ve bu fikirlere inanan ve bunları toplumda konuşabilen insanların olabildiğinden bahsetti.Sert önlemler alınacağını, hiçbir tahammül olmayacağını ve bu nefreti yaymak için sosyal medyayı kullanan üniversite hocasına, öğretmene, imama veya herhangi bir kişiye müsamaha gösterilmeyeceğini söyledi ve Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğu hadisi delil gösterenleri eleştirdi: من آذى ذميا فقد آذاني “Her kim bir zimmiye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur.” Bakan, bugün zimmi olmadığını, aksine vatandaşlar olduğunu söyledi ve biz hangi çağdayız ki zimmi diyor ve Hristiyan için rahmet dilemenin caiz olmadığını söyleyebiliyorsunuz eklemesinde bulundu? Sonra kararlılığın gerekli olduğunu söyledi ve artık toplum olarak nefret öğreten bir öğretmene ya da nefret yayan bir imama tahammülümüz kalmadı dedi.

Yorum:

Müslüman ülkelerin pek çoğunda her ne zaman bir Hristiyan herhangi bir olayla karşılaşsa yönetici makamların yanı sıra ucuz medyaları ve düşünür olarak adlandırılan kişiler, İslam dinine ve hükümlerine saldırmaktadırlar; bu da bu suç teşkil eden eylemleri gerçekleştirenlerin kimliği, onların rejimle ve onun istihbarat teşkilatlarıyla ilişkileri hakkında büyük soru işaretleri doğurmaktadır; bunun kanıtlarından biri de Ürdün İçişleri Bakanının Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hadisine saldırdığında söyledikleridir: من آذى ذميا فقد آذاني “Her kim bir zimmiye eziyet ederse bana eziyet etmiş olur.”Dolayısıyla kulakları, aklı ve kalbi artık bu kelimeye tahammül edemiyor; oysa bu kelimede kesinlikle Hristiyanları kötüleyen hiçbir şey yoktur; bu kelimenin tek anlamı onların ahit ve eman ehli kimseler olmasıdır; yani onların Allah'ın, Rasulü'nün ve Müslümanların zimmetinde olmalarıdır. Bir Müslümanın, onların mallarına, namuslarına ve canlarına saldırması caiz değildir; tıpkı Müslümanlara sağlandığı gibi aynı şekilde onlara da eğitim, sağlık hizmetleri ve güvenlik sağlanır. Bakan, biz hangi çağda yaşıyoruz ki zimmi diyebiliyorsunuz diye soruyor? Bizler de ona deriz ki; zimmi kelimesi herhangi bir çağa bağlı değildir ve Hristiyanlar aramızda yaşadığı ve onlarla aramızda zimmet ahdi bulunduğu sürece onlara zimmet ehli denir; ayrıca bu ifade nübüvvet zamanında da vardı ve ister hoşuna gitsin ister gitmesin kıyamete kadar da var olmaya devam edecektir. Sömürgeci güçlerin ve onların ajanlarının Hristiyanları ve başkalarını manipüle ettiği bu çağ dışında bu nitelemeyi eleştiren bir Hristiyan ya da Yahudi bilmiyorum; aksine uzak yakın herkesin bildiği üzere zimmiler Müslümanlarla öyle bir uyum içindeydiler ki; zimmiler kendi Haçlı kardeşlerine karşı Müslümanlarla birlikte savaşıyorlardı. Sonra İslam'ın ve hükümlerinin bu olayla ne ilgisi var ki İslam’a saldırıyor ve imamları, öğretmenleri ve üniversite profesörlerini hesap vermekle sorumlu tutmak ve okullardaki ve üniversitelerdeki müfredatları değiştirmek istiyorsunuz?! Bu, bu olayları istismar edip İslam'a karşı savaşmak için kendinize bahane ürettiğiniz anlamına gelmektedir.

Rejimin başı ve medyası olayı terörist bir olay olarak nitelendirmiş ve ardından hava kuvvetleri Suriye'de terörist grupların bulunduğunu söyledikleri bölgeleri bombalamıştır; oysa öldürülenler masum çocuklar ve kadınlardı! 2017 yılında ise Yahudi bir güvenlik görevlisi iki Ürdünlüyü öldürdüğü halde Ürdün kralı askeri üniformasını giymemiş ve uçakları da Yahudi varlığını bombalamak için havalanmamıştı; ayrıca o dönemin içişleri bakanı da Yahudi dinine saldırmaya ve Yahudi okulları ile üniversitelerindeki müfredatın değiştirilmesine çağrıda bulunmamış, aksine sessiz kalıp kılını dahi kıpırdatmamıştı!

Ürdün rejimi, sömürgeci kâfirin Osmanlı Hilafet Devleti'ni yıkmasının ardından bölgede kurduğu en kirli işlevsel rejimlerden biridir; dolayısıyla onun İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşı yeni olmadığı gibi onun Londra'daki efendilerine olan bağlılığı konusunda da bir kanıta veya delile ihtiyaç yoktur; zira Ürdün Kralı'nın dedesi, Osmanlı Hilafetine savaş ilan eden Şerif Hüseyin olup babası ise Batı Şeria'yı Yahudilere teslim eden kişidir; bugün de Ürdün rejimi onların izinden gitmektedir; nitekim suçlu Netanyahu anılarında Ürdün rejiminin Yahudiler için önemini şu sözlerle ifade etmiştir: “Ürdün Krallığı rejiminin bekasını “İsrail” için hayati bir çıkarı olarak görüyorum ve gerekmesi durumunda onun düşmesini önlemek için askeri müdahalede bulunacağız.”

Bizler de Ürdün rejimine diyoruz ki; hesap gününüz artık yaklaşmıştır ve sizin tahtınızın ve diğer zalimlerin tahtlarının devrilmesi Allah’ın izniyle sadece bir zaman meselesidir; وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ  “Zulmedenler, hangi dönüşle döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.” [Şuara 227]

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Muhammed Ebu Hişam

Devamını oku...

Sömürgecinin, İslam Ümmetinin Nükleer Caydırıcılık Kapasitelerine İlişkin Planı

  • Kategori Haber ve Yorum
  •   |  

Haber-Yorum
Sömürgecinin, İslam Ümmetinin Nükleer Caydırıcılık Kapasitelerine İlişkin Planı

Haber:

27 Ekim 2026'da, İngiltere'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Büyükelçi Sarah Macintosh şunları söyledi: "İran, %60 oranında zenginleştirilmiş 400 kilogramdan fazla uranyum stokladı.İran hâlâ nükleer silahlara sahip olmadığı halde uranyumu bu seviyeye kadar zenginleştiren tek ülke olmaya devam etmektedir ki bunun inandırıcı hiçbir sivil gerekçesi yoktur.”

Yorum:

Müslümanların ülkeleri üzerindeki nüfuz konusunda Amerika ile anlaşmazlıklarına ve çatışmasına rağmen İngiltere, İslam'a ve Müslümanlara düşmanlığında onun yanında yer almaktadır. Zira her ikisi de Müslümanların nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip olmasına veya bunu genişletmesine tahammül edememektedir; çünkü bu, Batı'nın askerî hegemonyasını tehdit etmektedir.

Nitekim 2 Mart 2026’da ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth şunları söylemişti: “İran gibi, İslami peygamberlik hayallerine tutunan rejimlerin nükleer silahlara sahip olması asla mümkün olamaz.” 18 Mart 2026'da Amerika'daki Ulusal İstihbarat Direktörlüğü Ofisi şu uyarıda bulunmuştu: “Pakistan, ordusuna Güney Asya sınırlarının ötesindeki hedefleri vurabilecek füze sistemleri geliştirme imkânı tanıyan ve giderek karmaşıklaşan bir füze teknolojisi geliştirmeyi sürdürmektedir; eğer bu eğilimler devam ederse, Pakistan, ABD’yi tehdit eden kıtalararası balistik füzeler geliştirebilecektir.”

1945 yılında Amerika tarafından Nagazaki ve Hiroşima şehirlerine düzenlenen hava bombardımanı en az 150 bin kişinin ölümüne yol açmıştı ve bunların çoğu sivildi; bu iki saldırı hâlâ silahlı bir çatışmada nükleer silahların ilk ve son kullanımıdır.ABD ve İngiliz kuvvetleri, 1991 Körfez Savaşı ve 2003 Irak işgali sırasında tükenmiş seyreltilmiş mühimmatını geniş çapta kullanmış; bu da çocuklar arasındaki kanser vakalarında keskin bir artışa neden olmuştu. Ekim 2023'ten bu yana Amerika ve Avrupa ülkeleri, Gazze'de soykırım işlerken Yahudi varlığını desteklemiştir.

Ey Müslümanlar: Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, düşmanlarını caydırmak için Müslümanların, tanklara, yani kuşatma sırasında kullanılan hareketli sığınaklara ve mancınıklara sahip olmalarına büyük özen göstermiştir. Yüzyıllar boyunca Hilafet, kâfirler üzerinde askerî üstünlük sağlamış ve Allah Celle Celaluhu’nun izniyle İkinci Raşidi Hilafet yakında bunu yeniden yapacaktır. Zira Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyurmuştur: وَأَعِدُّوا لَهُم مَّا اسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍ وَمِن رِّبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَآخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ اللَّهُ يَعْلَمُهُمْ  “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.” [Enfal 60] Taberi; مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ “Gücünüz yettiği kadar kuvvet” cümlesinin tefsiri hakkında şöyle demiştir: Gücünüz yettiği kadar Müslümanlar için, düşmanlara karşı güç sağlayacak silah ve at gibi araçları sağlayın demektir. تُرْهِبُونَ بِهِ عَدُوَّ اللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ “Onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı korkutursunuz” cümlesi hakkında da şöyle demiştir: Bu hazırlığınız sayesinde hem Allah’ın düşmanını, hem de müşriklerden sizin düşmanınızı korkutursunuz demektir. İmam Kurtubi, “Allahu Teala’nın kavlinin ilk kısmındaki; وَأَعِدُّوا لَهُمْ “Onlar için hazırlayın” cümlesinin tefsiri hakkında şöyle demiştir: Allah Subhanehu ve Teala, takvanın önceliğine vurgu yaptıktan sonra müminlere, düşmanlara karşı güç hazırlamalarını emretmiştir. Eğer Allah Subhanehu dileseydi, Allah’ın Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in yaptığı gibi onları sözle, yüzlerine tükürerek ve bir avuç toprakla mağlup ederdi. Ancak O, ezelî ilmi ve kesin hükmü gereğince bazı insanları diğerleriyle imtihan etmek istemiştir. Dostun için iyilikten veya düşmanın için kötülükten hazırladığın her şey, senin yapmış olduğun hazırlık dahilindedir. Nitekim ibn Abbas şöyle demiştir: Buradaki güçten kasıt, silah ve yaylardır.”

Ey Müslüman orduları: Batı'nın ajanlarını liderliklerinizden kaldırıp atın; çünkü onlar, hem mevcut hem de potansiyel kapasiteleriniz için tehlike oluşturmaktadırlar. Dünyanın dört bir tarafındaki tiranların zulmüne son versin diye Nübüvvet Minhacı üzere İkinci Raşidi Hilafeti kurmak için Hizb-ut Tahrir’e nusretinizi, yani askeri desteğinizi verin.

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi İçin Yazan
Musab Umeyr - Pakistan

Devamını oku...
Bu RSS beslemesine abone ol

SİTE BÖLÜMLERİ

BAĞLANTILAR

BATI

İSLAMİ BELDELER

İSLAMİ BELDELER